Blog

  • Bilgi biriktirme yetisi edinme


    Evet, bu değişik başlığı seçtim çünkü doğru bir anlatı hedefliyor gibiyim. Gibiyim çünkü tam olarak profesyonel bir tavsiye sunmak istemiyorum. Gidin şu şekilde çalışın gibi…

    Daha çok aklımdan geçenleri sunmak gibi bir niyetim de bulunmuyor. Mantıklı kararlar vermek istiyorum. Mantıklı…

    ***

    Gelelim fasülyenin faydalarına…

    Yazar olmanın en önemli noktası bilgi biriktirmek mi? Bence değil*

    Asıl olay neyi neden yazmamak gerektiği farkındalığını edinmek. Bu başka bir yazının konusu. Fakat bunun kadar önemli bir nokta, işte bu yazının konusu.

    Bilgi edinimine başlamak demek aslında kendi dilinizi öncelikle belli bir seviyede kullanabilmek için gereken yetileri edinmek demektir.

    Benim yazım şeklime bakarsanız, dersler ve sınavlar kapsamında başarısızlıklarla dolu görünür. Bu bir tercih meselesi mi? Yoksa gündelik yaşamın geldiği, kirlilik seviyesinin birer sonucu mu?

    Yani ne demek istiyor yazar – medya türleri yüzünden dilimiz bozuluyor.

    İşte bu bozulmayı en aza indirmek için bilgi birikim şart.

    ***

    Yazar olmak isteyen biri öncelikle alfabeyi iyi anlamalıdır. Sembolleri bilmeli. Onlar hakkında düşünsel bir zemin edinmeli. Hangi yazarın hangi sembolleri (ne amaçla) kullandığını bilmeli. Bu sembol dediğim şeyin kesme işareti gibi semboller olduğunu bilmeli. Noktalama işaretlerinin nasıl sembollere dönüştüğünü bilmeli.

    Bu başlangıcı yapmalı ki yazarlığın sadece Adana’da bir köşkteki insanların hayatlarını televizyona taşımak ve para kazanmak için kullanılmadığını anlamalı.

    ***

    Gelelim bilgi biriktirme yetisine…

    Bilgi biriktirme yetisi aslında kafanızı kullanma yetisinin bir aparatı mıdır?

    Güncelleme almış olabilir. Bunu neden söylüyorum? :Nedeni basit: yapay zeka döneminde artık kafayı kullanma yetisi terk edilmiştir diyebileceğimiz çok sayıda örnek, yazarlık ve kurmaca alanda bulunuyor.

    Bir senaryoyu yapay zekalara yazdırarak para kazanan ve ilişki ağları kuvvetli çok çeşitli yatırımcı bulunuyor.

    Eğer ki yapay zekaları kullanacaksak, bilgi biriktirme yetisini kafamızı kullanmayla birleştirmeden yapmamalıyız.

    Yani – gidip yapay zekalara yazdırmak yerine, bilgileri edinerek – kendimiz yazmayı öğrenmeliyiz.

    Şu yapıyı belirtirsem – imla kuralları ve TDK kontrolleri için yapay zekayı kullanmak daha verimli olacaktır. Dikkatli gündeme bakarsanız bile, yapay zekaları geliştiren kişiler 2022 öncesi yani yapay zeka kullananların fikirleri iç içe etmediği bir dönem öncesinden kitapları toplamışlardır. Sizler için bilgi biriktirme sırasında yapay zekalar güncel araştırmalar için uygun olsa bile yani mini konular veya kitap olmasına gerek kalmayacak kadar kısa konular için – bir şekilde kitapları okuyarak bilgi edinmeyi ve biriktirmeyi alışkanlık olarak edinmelisiniz.

    ***

    Belirtmem gerekirse dahasını – ben asla ve asla etik ya da ahlak kuralları dışına çıkan kurmacaları desteklemiyorum. Bence bu tür yazıları sanat unsuru olarak sunan ve bu yapısal durumlardan beslenen sermayeler bulunuyor. İspatlamak için uzun uzun yazmak istemem. Bu öznel bir değerlendirme olsun. Benim tercihim. Eğer ki bu yapılara hizmet edecek eserler yazacaksanız, lütfen benim önerilerimi kullanmayın. Gidin, yazıyı okumayı bırakın. Aynı düzlemde değilsek, size öğretmek istemiyorum.

    ***

    Konuya geri dönersem, bilgi biriktirmeyi dar bir bakışla ilerletmeyin. Az önce söylediğim dar bir bakış değildi. Sadece bir değerlendirmeydi. Fakat sizler benim gibi birini de okuyarak veya farklı görüşlerdeki kişileri de analiz ederek, yazarlığınızın gelişeceğini unutmayın.

    Hayat tarzı tamamen sizden bağımsız biri bilgi sahibi olabilir. Fakat bu kişiden aldığınız bilgiyi illa uygulamanız anlamına gelmez. O kişi mesela yazar ise gidip onun yazdığı sahneler gibi şeyler hayal etmek zorunda değilsiniz. İsterse akademiler bunlar dışında hiçbir eseri kabul etmesin, yine de sizler bu tür dayatmalara boyun eğmeyin. Ben böyle yapıyorum. Yazar olma tavsiyem budur.

    Bilgiyi alırım ve onun mantığını anlarım. Kötücül olduğunu düşünüyorsam, o zaman onu kullanmam. Fakat düşüne kapsamım genişler. Kötülük hakkındaki harita görüşüm genişler. Karanlık yerler azalmaya başlar. Yani kötülüğün ne kadar geniş kapsamları olabileceğine hazır olmakla ilgilidir yazarlıkta bilgi biriktirme yetisi edinme. Yoksa bilgileri sınıflandıramıyorsanız, o zaman o bilgiler bence işlevsizdir.

    Bir yazar olmak için bilgileri sınıflandırmanız şarttır. Her bilgiyi öznel sınıflandırmak gerekir mi? Ben öyle yapıyor muyum? Bazı bilgileri kültüre göre, bazı bilgileri ahlaki değerlerime göre, bazı bilgileri güncel gelişmelere göre, bazıları tarihi örneklere göre ve bazılarını siyasi-politik tutuma göre sınıflandırmakla yetiniyorum.

    Sınıflandırılmaların bazıları ise akademik yani o alanın kuramları-teorileri ve uygulanmış örnekleridir. Bunları ise teknik olarak sınıflandırıyorum.

    İşte bilgileri biriktirmek bu tür bir başlangıç ister.

    Rastgele okuyarak, rastgele bakarak elbette zaman geçer ama bu zamanı iyi değerlendirmek için not almak gerekir. Bilgileri sınıflandırma notları almak için not defterleri veya dijital notlama uygulamalarını kullanmak gerekir.

    Çok sık kelime tekrarı yaptığımın bilincindeyim. Fakat bir öğretici değilim. Sadece kendi bildiğim kadarını dile getirdiğim için zorlanıyorum. Belki ilerleyen yazılarda bu işleri daha düzgün yapmayı öğrenirim.

    ***

    Bilgi biriktirme yaklaşımımda kaynakları da sınıflandırıyorum. Bir internet platformundaki video bile yazarlık için faydalı veriler sağlayabilir. Notlar alamak ve geriye dönerek bakabilmek için en baştan itibaren kendi veri kümenizi kurmanızı tavsiye ederim.

    Bu notların çoğu notlama denen teknikle alınır. Mesela notlama gibi farklı yazma biçimlerini öğrenmeniz gerekir. Bunları tamamen boş sayfalarınızda ilgili konu yani yazarlıkla bağlantılı kavramları açığa çıkartarak ilerleteceksiniz.

    Yapay zekalar bu anlamda çok faydalıdır. Bilgi okyanusundan çok sayıda örnek ve kavramı sordukça açığa çıkartır. Yani sizin bilmediğini bu boşlukları bu var, şu var gibi ilerletir.

    ***

    Günümüzde bilgi biriktirme yetisi edinme diğer zamanlardan daha kolaylaştı. Yani mektuplarla konuşulan bir dönemde kaynaklar sınırlıydı. Gazete, dergi ve ansiklopediler ile kitaplar… Şimdi ise wikiler ve bloglar…

    Sosyal medya bile ilgi alanınıza göre algoritmasını kurmaya başladığı zaman, yazarlık konusunda bilgi akışına girersiniz.

    Fakat unutmayın, bilgili olduğu kadar bilgisiz bireyler de bulunuyor. Para için bilgili numarası yapmak artık kolaylaştı. Sahtekarlık artık yapay zeka isteminden gelen belli komutlara kadar ilerledi. Bunlara dikkat edin. Önce eserler yazan ve bilinen kişilere bakmak gerekir. Ancak bunun hakkında da bir bilgi vereyim. Bu kişilerin yazar olarak ortalıkta gezmesi çoğu zaman tesadüf değildir. Belli bir sermaye veya ideoloji tarafından desteklenmiş olabilir. Hatta hayat tarzı nedeniyle öne çıkarılmış olabilir. Satış yapılabilir bir alana sürekli eser veriyor olabilir. Bu nedenle bilinen kişilere bakarken de bunları mutlak doğru olarak düşünmeyin. Bu kurmaca alandır. Çoğu okurun kabulüne dayalı bir gerçeklik sunar. Kendinizi fazla zorlamayın ama bilgisizliğe de aldanmayın.

    ***

    Daha derin yazmak isterim ve ilerlemek isterim, fakat konuyu ilk olarak bu kısımda bırakmak istiyorum. Diğer yazımda büyük ihtimalle benzer bir alandan devam etmek veya bu yazının eksik kaldığı düşünülen yönlerini değerlendirerek ya da değerlendirmeleriyle ilerlemek isterim.

    Kendinize iyi bakın. Rumuzum: Yazarınız…

  • Yazarlık kariyerime nasıl başladım?


    Sevgili okurlar, bu zamana kadar başımdan geçenleri anlatmaya kalkarsam eğer, büyük ihtimalle sıkılırsınız ve virgül sayısını kontrol etmekte zorlanırım.

    Üstelik benim gibi sıradan bir yazarın, hikayesini genellikle (kimse) ciddiye almak istemez. Olur ya * yani bir biçimde (denk gelirsek) dinlemek isteyenler için, yazılı bir aktarımı tercih etmek istiyorum.

    Bir zamanlar hayalleri olan bir gençtim.

    Acılar içerisinde, şaka yapıyorum – neşeli bir günün ardından, hemen karar verdim diyemem. Yazar olmaya.

    Sadece biraz sıkılmış olmakla ilgili düşüncelerim bulunuyordu.

    Sıkıcı bir gün geçirmiştim. Sıkıcı bir hafta geçirmiştim. Sıkıcı bir ay geçirmiştim. Sıkıcı bir yıl geçirmiştim. Sıkıcı bir üç yıl geçirmiştim.

    Üniversite zamanı bu şekilde ilerler. Çok yanılmıyorumdur umarım. Bu bana özgü bir durum muydu? Yoksa…

    ***

    İlgi alanım çoğunlukla okula başladığım zamanlardan beri, kurmacalardı. Çizgi filmleri herkes sever öyle değil mi?

    Filmleri? Çoğu artık sevmiyor galiba. Benim gibi.

    Yine de eski dönemler, bu pek sevilmeyen süreçlerin olmadığı zamanlar yani – işte bilirsiniz sosyal medya öncesi, izlemek eğlenceliydi.

    İnsanlara anlatabileceğiniz şeyler olurdu.

    ***

    Düşünün arkadaş edinirken bile – bir filmin sahnesi işe yarayan bir aygıttı denilebilir. Üstelik şu büyücülük okulunda geçen film serisini bir düşünün, sürüyle sahneye sahip bir aygıttı.

    Siber alemlerde gezme dönemi öncesinden bahsediyorsak eğer, ağlamak bile bir tür pirim olayıydı. Filme giden kişilerin ağlaması hakkında aylarca süren geyik muhabbeti.

    Bir filme defalarca gidenler hakkında konuşmalar. Akıl yakan filmler için mi? Elbette, ilginç dönemlerdi. 2000 denen o zaman.

    Şimdi yazar olmak isteyenlerin çoğu 2000 sonrası doğumlu olabilir. Bu garip bir his mi? Evet – ya da – hayır.

    ***

    Konuya geri dönecek olursam, animeleri saymaya gerek var mı? – sokakları ele geçiren bir dönemler, saçma serseri kültürü değildi. Doğrudan animelerdi.

    Pazar alanlarını ele geçiren sinema filmleri ve müzikleri – unutmamak gerekli.

    Oyuncaklar. Tshirtler. Ayakkabılar.

    ***

    Doğal olarak insanlar için bir film yazmak henüz itibarı düşmemiş bir meslek ya da uğraştı. Sıklıkla ya da diyorum çünkü – anlaması zor bir durum gibi geliyor. Günümüz bakışından ilerlersek.

    Bakın sevgili – okurlar, bilgisayar oyunlarını işin içine karıştırmaya korkuyorum. İnternet kafe dönemlerini. Daha temiz bir başlangıç planlıyordum. Ancak – beceremedim.

    ***

    Yazarlığın dahi böyle midir? – sorunuzdaki ironiyi anlıyorum. Gülümsüyorum ve devam ediyorum.

    Nasıl anlatabilirim? – yazar olmak için çabalamaya bile gerek yoktu. Henüz bilgisayar bilimcilerin dönemi gelmemişti. Bir yapay zeka üretmek değil bir yapay zekanın dünyayı ele geçirmesini konu alan filmlerin gişe rekorları kırdığı zamanlardı.

    Bu nedenle ilkokul döneminde çeşitli şiir yarışmalarına katılma kararı almıştım diyemem, büyük ihtimalle ödüle konmak istiyordum. Çoğu zaman kitap ödülü verilen yarışmalarken bile.

    Derece almışlığım var diyeceğim ama herkesin derece aldığı yarışmalar olduğunu biliyor muyuz? – iftira atmayayım, belki de katılan herkes sertifika almıyordur.

    Neyse, konumuza dönersek, şiir yazmayı seviyordum. Fakat işleri değiştiren biraz daha ortaokul dönemi oldu.

    ***

    Ortaokula geçince dönem ödevi diye bir kavramla karşılaştım. Bu dönem ödevini yapmak için bir kitap hazırlamak gerekiyordu. Türkçe dersi için – elbette.

    Anaokulunda dergi çıkardığımı bilmeyenler için – yazıcının kartuşunu bitirmenin verdiği kuvvetle, neden yapamayayım diye düşündüm mü? – hatırlamıyorum. Çocukluk zamanına inecek bir makine çıkarsa – makinaaağ – belki inceler ama şimdi – bu duruma dönersem, ortaokula yani, kitabı oluşturmaya başladık.

    Ailemizin yardımıyla olduğu için başladık diyorum. Fable benzeri, masal benzeri ve biraz fıkra benzeri öykümsü şeylerle doldu. Hikayecik mi? Evet. Sonra kitap haline getirildi. Teslim edildi. Ardından hayatım değişti mi?

    Hayır.

    ***

    Sırayla ilerleyecek olursam, yazar olmak için liseyi aşmam gerekiyordu. Neyse ki – lise dönemim kitap okunma oranlarının yaşam dolu olduğu bir zamana gelmişti.

    Akıllı telefonların vurgununa uğramamışlardı.

    Kim? – Zihinler.

    ***

    Lise ders çalışarak geçerken, elbette sosyal medya ortaya çıktı.

    Bilgisayardan birilerine mesaj gönderme dönemi.

    İşte bu biraz yazının dönüştüğü zamandı.

    Hoşlandığın biri ile görüşürken veya duvar denen alanda kendi mesajlarını yazarken, dili kullanmayı becermek gerekiyordu.

    Bu zaman gibi değildi. Yani 2026.

    Dili kullanma konusunda biraz olsun yetersiz biri olursanız, büyük ihtimalle alay konusu olurdunuz.

    Henüz uzak kentler veya kırsal kesimler internet kullanmıyorken, bu durum böyle sürmüştür.

    Ve bu durumun getirdiği bir “de-da” ayrı yazılıyor kavgasına karışmamak üzere, hatta çok havalı karşı cinslerin ilgisini kaybetmemek – dahası birilerince eziklenmemek için, Dilbilgisi en sevdiğiniz ders olarak kayıtlara geçebilirdi.

    ***

    Lise zamanı bilgisayar oyunlarının bile sohbet özelliği kazanmasıyla, işler daha da karmaşık durumlara evrilmiştir.

    Yazmak daha da önemli bir biçim alıyorken, kurmacalara geçiş nasıl yaşanmıştı?

    Forumlar. Evet, forumlar.

    Bilgisayar oyunları toplulukları ve anime kültürü – sosyal medya gazıyla yükselirken, herkes abi bakın benim yazdıklarımı da okuyun – gibi bir tavır takınmaya başlamıştı.

    ***

    Bir oyunun derinlerinde olduğunuz göstermek için, arkadaşlarınıza – bir hikaye yazmanız her zaman etkileyici bir olaydı.

    Sevdiğiniz veya insanların sevdiği animeler hakkında – hayran kurguları yazmak gibi.

    Filmleri de unutmamak gerekiyor.

    Elbette henüz hızlı ve öfkeli hayran kurgularının yazıldığı dönemler değildi. Çünkü ehliyetin olmadığı yaşlar…

    Ah, doğru uzatmayalım.

    İşte bu şekilde başladı.

    ***

    Blog dönemini unutmamak gerekiyor. Bir ara blog ödülleri bile düzenleniyordu.

    Karşı cins bu tür popülerlikleri aşırı önemsiyordu. Eğer ki iyi bir yazarsanız, büyük ihtimalle hayatınız boyunca yırtmışsınız gibi bir hava vardı.

    Elbette demekten sıkıldım ama vlog dönemi çıkana kadar.

    ***

    Her güzelliğin bir dönüm noktası vardır. Üniversite gibi.

    Üniversiteye geçince yazmayı bıraktım. Belli bir döneme kadar sadece İngilizce yazmanızı bekleyen saçma bir hayat döngüsüne girmişsinizdir.

    Evet, döngü kırıldığı zaman, işler yoluna giriyor gibi. Başkalarına güzel hikayeler yazabiliyorsunuz. Yarışmalar vb.

    İnternette illa bunlara katılıyorsunuz. Başarı sayınız sıfır. Ancak devam ediyorsanız, yazar olma noktasına gelmişsiniz gibi.

    ***

    Üniversite zamanı gittiğiniz bölüme göre yazarlık dünyanız dönüşüyor. Kurmaca üzerine gelişebileceğiniz bölümlerden birini tercih etmiş biriyseniz, o zaman işiniz kolaylaşıyor.

    Yersen, gülümseme.

    Proje işleri başlayana kadar hiçbir kolaylık olmaz. Proje başlayınca daha zorluk oluşur. Öğrenme zorluğu.

    Yapay zekalar veya internetin bilgi küpü olmadığı zamanlar. Sorarak öğrenmek veya deneme yanılmayla ilerlemek gerekiyordur. İşte yazmak bu kapsamıyla zordur.

    ***

    Öğrenirseniz, işler yoluna giriyor mu? – hayır.

    Yazar olmayı ancak böyle hedeflemeye başlıyorsunuz.

    Fakat yazar olmak hiç kolay olmayan bir başka öğrenme sürecini başlatıyor.

    Yıllarca süren bir yıkım gibi.

    ***

    Para kazanmak veya ünlenmek için yazarlığa başlamadım. Yazarlık bir biçimiyle hayatımıza sokuldu. En gösterişli meslekti. Özendirildik. Yazarlar milyarlarca dolar kazanıyor deniliyordu. Dergiler, televizyon ve haberler buna hizmet ediyordu.

    Sonuç olarak bunların sadece belli bir bölgeye ait olduğu ve okuma oranlarının hiç düşünüldüğü gibi olmadığını algılama süreci – yazar olma süreci gibi bir yapıdır.

    Sizlere bundan sonraki yazılarımda, kişisel olarak yazarlık deneyimimden kesitler sunacağım.

    ***

    Bana kızaca “yazarınız” demenizi istiyorum. Hangi kitapları yazdığım veya hangi eserleri ürettiğimi merak ediyor musunuz? –

    Sizce başarılı bir yazar olmuş olsaydım bugün bu yazarolmak.com üzerinden sizlere seslenmekle uğraşabilir miydim?

    ***

    Başarısız yazarolmak için mi beni takip edeceksiniz? Hayır, ben ettim – siz etmeyin diye belki işinize yarayabilir. Biraz olsun deneyimlediklerimi aktarabilirsem – değil mi?