Irkçılık Turancılık Davası – İki Öğretmenin Savaşı

Irkçılık Turancılık Davası: Biri sol, diğer sağ cenahtan iki usta kalem; Sabahattin Ali ve Hüseyin Nihal Atsız. Aralarında geçen bir dizi olaydan sonra kanlı bıçaklı denebilecek dereceye nasıl geldiler? Kim haklıydı? 40’lı yıllarda bu savaşı kazanan kim? Bugün kim? Gelin beraber inceleyelim.

Irkçılık Turancılık Davası Öncesi

İkisi de öğretmendi, yazardı ve inandıkları uğruna savaşıyorlardı. Peki inandıkları neydi? İki insanın hayatlarını bir başka zamana erteleyip, direkt olarak aralarındaki kavganın başladığı döneme gidelim.

İkili, Irkçılık Turancılık Davası öncesi, 1926 yılına dek çok yakın arkadaşlardı, aynı yatakhanede yatmışlardı. Sabahattin Ali, ilk zamanlar Atatürkçü-Milliyetçi bir çizgideydi ve Almanya’ya gidip döndükten sonra yüzünü sol tarafa çevirmişti. Nazım Hikmet ile tanışmasından sonra ise fikirleri köklü bir değişikliğe uğramıştı. Hatta Sabahattin Ali ilk hapse düştüğünde Hüseyin Nihal Atsız kendisine “özüne dön” içerikli bir mektup kaleme alır.

Bunun üzerine Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan isimli eserini kaleme alır ve yayımlatır. Buradaki sönük, kendi çıkarları için arkadaşlarını kullanmakta hiçbir beis görmeyen Nihat isimli karakter, Hüseyin Nihal Atsız‘ı temsil eder. Sabahattin Ali, aynı kitapta, başta Necip Fazıl Kısakürek olmak üzere dönemin birçok şairini ve yazarını yermiştir.

Ardından Hüseyin Nihal Atsız‘ın, 19 Temmuz 1940 yılında kaleme aldığı “İçimizdeki Şeytanlar” isimli yazısında Sabahattin Ali‘ye şöyle seslendiğini görüyoruz;

“Sinirlerin hasta ise herkese acıdığımız gibi sana da acırız. Fakat sinirleri hasta insanların Türk milletine telkin vermesine katlanamayız. Bugünkü sınırların dar veya geniş olması da seni ilgilendirmez. Bu, Türklerin kendi aralarında halledecekleri meseledir. Haddini bilmezsen durumun bir hastanın durumu olmaktan çıkar. O zaman da bizimle her şekilde çarpışmayı göze almalısın.

Biz Türkçülerle siz komünistlerin, fikir sahasında anlaşmamıza imkan olmadığı için, toplu bir halde, yumruklarımızın hakkını vererek çarpışmamız pek hoş olurdu. Çünkü fikirlerin halledemediği davaları kan halleder. Gerçi komünistler bu yiğitliği gösteremez. Fakat benim sana gayet samimi ve erkekçe bir teklifim var: Sen yedek subay olduğun için süngü kullanmasını bilmen icap eder. Bu davayı kökünden halledebilmek için benimle, şehirlerden çok uzak bir yerde süngü ve kılıçla bir ölüm-dirim çarpışmasını göze alacak kadar yüreğin var mı?

Biz birbirimize ölüme kadar düşmanlık güdecek olan iki zümreyiz. Fikir savaşından bir sonuç çıkmadığını biliyorsun. Herhalde senin de istediğin “bir şeyler” yapmalıyız. Türk gençliğini roman ve hikaye ile zehirlemekte devam etmene engel olmak için sana bu teklifi yapıyorum. Fikir sahasında bizimle boy ölçüşemezsiniz. Fakat gizlice bazı kimseleri kandırabilirsiniz. Bunun da önüne geçmek için sana en şerefli iki silahtan biriyle, ikimizden biri ortadan kalkıncaya kadar, vuruşmayı teklif ediyorum. Bilmem ki bu şerefi de tepecek misin?”

“Kirye Sebahattinaki. Yahut fikirlerine ve irfanına göre yoldaş Sabahattin Aliyef. Sen, kanı bozuk Oflu Rum dönmesi ve Marks’ın fikri veledi! Sen Oflu Müslüman Rumsun. Saklamaya ne lüzum var? Sizin için şecere, soy, ecdat meselesi var mı? Irk meselesi yalnız yarış atlarında kalmıştır diyorsun ama görüyorsun ki hayvanların bile asilinde ırk aranır. Kimse sokak köpeklerinin ırkını sormaz!”

Bu makaleye Sabahattin Ali‘den yanıt gelmez ve ikili bir daha birebir iletişime hiçbir zaman geçmez.

Irkçılık Turancılık Davasına Kadar Giden Süreç

Orkun Dergisi

Orhun Dergisi

Bu sıralar II. Dünya Savaşı Sovyetler Birliği lehine sonuçlanmak üzereydi ve Hüseyin Nihal Atsız, kendince, Türkiye’deki komünistlerin, Sovyetler Birliği desteğiyle yükseldiğini ve ülke aleyhinde propaganda çalışmaları yürüttüğünü ileri sürüyordu. Hatta 1 Mart 1944 yılında, Orhun Dergisi 16. sayısında, “Başbakan Saraçoğlu’na Açık Mektup” adıyla bir yazı kaleme almış ve ülkede yükselen komünizm propagandasına hiçbir şekilde müdahale etmediği için dönemin başbakanını suçlamıştı.

Hüseyin Nihal Atsız‘a göre Saraçoğlu, birkaç yıl önce mecliste yaptığı konuşmada, “Türkçüyüz, Türkçü kalacağız,” minvalinde sözler ettiği ama günü geldiğinde Türklük için hiçbir şey yapmadığı gerekçesiyle “sözde Türkçülük” ile suçlamış, sözlerinin hiçbir şekilde eyleme dökülmediğini dile getirmişti. Orhun Dergisi 16. sayısında yayımlanan yazısında Hüseyin Nihal Atsız, Anayasa gereğince komünizmin ve komünist propagandanın Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yasak olduğunu, devletin milliyetçilik temelinde kurulduğunu dile getiriyor ve komünistlerin kendilerini halkçı olarak göstererek vatan hainliği yaptığına değiniyordu. 

 

Yazının ilerleyen satırlarında komünist eğitimcileri ele alıyor, birçok öğretmene saldırıda bulunuyordu. Sabahattin Ali‘yi hedef göstererek şunları yazıyordu;

“Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Dil Kurumu üyelerinden ve Ankara’daki Devlet Konservatuvarı öğretmenlerinden bir Sabahattin Ali vardır. Onu tanıyan herkesin komünistliğini bildiği Sabahattin Ali, 1931 yıllarında Konya’da 14 ay hapse mahkum edilmişti. Sebebi de başta o zamanki Cumhurbaşkanı Atatürk olduğu halde bütün devlet adamları ve devlet düzenini alaya alan bildirge niteliğinde bir manzume yazmasıydı. Bu manzumenin iki mısrasında vatan haini şöyle diyor: İsmet girmedi mi daha kodese, Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur? Ve bu saçmaları yazarı Sabahattin Ali, Eğitim Bakanı Hasan Ali’nin kişisel yakınlık duygusu sayesinde, batırmak istediği Türk milletinin parasıyla rahatça yaşamaktadır.”

Makalenin Sonuçları

Bu yazının ardından Hüseyin Nihal Atsız Boğaziçi Lisesi’ndeki öğretmenlik görevinden alınmış ve Sabahattin Ali‘de Hüseyin Nihal Atsız‘a hakaret davası açmıştı ve dava 25 Nisan 1943 günü görüldü; Sabahattin Ali, davacı olarak on bin lira tazminat talep etti. Elbette bu sembolik bir dava ve rakamdı. Hüseyin Nihal Atsız‘ın avukatı, mahkemede, davanın komünizm ve milliyetçilik davası olduğunu, bu yüzden Sabahattin Ali‘ye komünist, yani vatan haini olup olmadığının sorulmasını talep etti. Bunun üzerine dava 3 Mayıs 1944 tarihine ertelendi. Davanın ertelenmesiyle birlikte ertesi gün, Yüksel Serdengeçti Sabahattin Ali‘ye saldırmış ve suç üstü yakalanarak 3 (!) gün hapis cezasına çarptırılmıştı.

İkinci duruşması 3 Mayıs 1944 tarihinde gerçekleşti. O gün Hüseyin Nihal Atsız‘ı destekleyenler, Sabahattin Ali‘nin kitaplarını yakıp adliyeye yürüyüş düzenlediler. Duruşma 9 Mayıs’a ertelendi. Birçoklarının bilmediği üzere (!) Hüseyin Nihal Atsız ve arkadaşları bu tarihi, yani 1944 Irkçılık Turancılık Davası ikinci duruşmasını Türklük, Türkçülük Bayramı olarak ilan etti. 

Duruşmaya bir gün kala Hüseyin Nihal Atsız’ın avukatı Hamit Şevket İnce, Ulus Gazetesi‘nde yayımlanan mektubunda, “Hüseyin Nihal Atsız‘ın devrimlere düşman olduğu gerekçesiyle” avukatlığını bıraktığını ilan etti. Yapılan duruşmada hakim, Hüseyin Nihal Atsız‘ı 6 ay hapse mahkum etse de, Sabahattin Ali‘nin sessiz kalması ve vatan haini yakıştırmasını küfür olarak ele aldığı kanaatiyle 4 aya indirmiş ve ertelemiştir. Halbuki bakıldığında, Hüseyin Nihal Atsız, yolları ayrıldığından beri Sabahattin Ali‘nin tüm eserlerine düşmanca saldırmış ve her seferinde hedef göstermiştir.

Bunun üzerine Sabahattin Ali, ülkede büyük baskılarla karşılaşmış ve ne yazık ki çok az destek görebilmiştir. Artık yazıları “vatan hainliğinin tescillenmesi” sebebiyle hiçbir yerde yayımlanmıyor, iş bulamıyordu. Açlık ve sefalet hemen önünde duruyordu ve en önemlisi, tehditler ve saldırılar başlamıştı, bunların artarak devam edeceğini de adı gibi biliyordu. Böylece Irkçılık Turancılık Davası sonucu olarak, kitapları yakılıyor, söylemleri nefretle karşılanıyordu. Peşine insanlar takılıyor, tanıdıkları yüzlerini çeviriyorlardı. Oysa Sabahattin Ali‘nin yaptığı tek şey inandıkları uğruna mücadele etmekti, tıpkı Hüseyin Nihal Atsız‘ın yaptığı gibi. Ama ırkçı söylemler eden Hüseyin Nihal Atsız bile Sabahattin Ali gibi köşeye sıkıştırılmadı. Her fırsatta aynı topraklarda yaşadığı diğer ırklara hakaret eden, Türk ırkının üstünlüğünü her fırsatta dile getiren Hüseyin Nihal Atsız toplum tarafından el üstünde tutulurken, Sabahattin Ali, ne yazık ki ötelendi.

Sabahattin Ali ve Hüseyin Nihal Atsız Nasıl Öldüler?

Kitapları yasaklanmıştı; iş bulamıyor, yasak sebebiyle yurt dışına çıkamıyordu. Üstelik bir de yakalama kararı çıkartıldı ve Sabahattin Ali, tekrar hapishaneye dönmemek adına 41  yaşındayken yurtdışına kaçmaya karar verdi. Paşakapısı Cezaevinde tanıştığı Berber Hasan vasıtasıyla, Bulgaristan’a adam kaçıran Ali Ertekin isimli şahısla irtibata geçti. 

Ailesi aylarca kendisinden haber alamadı ve bir gün, gazetede okudukları şu manşetle yıkıldılar; “Sabahattin Ali Bulgar hududunda öldürüldü.”

Cesedi aylar sonra bulundu ve Ali Ertekin isimli insan kaçakçısı, Sabahattin Ali‘yi “milli duygularına saldırdığı” gerekçesiyle katlettiğini itiraf etti. 

Sabahattin Ali ve Hüseyin Nihat Atsız arasındaki kavganın temelleri ve gelişimi bu şekilde olmuştur. Gördüğünü gibi, Hüseyin Nihal Atsız‘ın halkı “coşturması”, Sabahattin Ali ve ailesinin dağılması, hatta Sabahattin Ali‘nin katledilmesine kadar gitmiştir. Oysa Hüseyin Nihal Atsız, 70 yaşında, kalp krizinden ölmüştür. Irkçılık Turancılık Davası, Sabahattin Ali’nin katledilmesine kadar giden bir nefreti tetiklemiştir.

Bu bilgiler ışığında, Hüseyin Nihal Atsız ve Sabahattin Ali kavgasının, Atsız‘ın kendi fikrinden başka hiçbir fikre saygı göstermediği için çıktığını rahatlıkla görebiliriz. Hatta şu an bile Atsız‘ın linç taktiği kullanılmaktadır; o vakitler Atsız’ın Ali’ye yaptığı “vatan haini” suçlaması, şu an sevilmeyen her insana, diğer insanlar tarafından aynı şekilde yapılmaktadır. Atsız ve Ali, linç eden ve linç edilen her zaman aramızda dolaşıyor.


Ayrıca ilginizi çekebilir;

Edebiyat Dergileri Tarihi ve Günümüz Dergileri

İntihar Eden Yazarlar ve Hayatları

Ütopya ve Distopya Nedir? Kitap ve Film Önerileri

Deneme Nedir? Deneme Özellikleri Nelerdir?

Senaryo Nasıl Yazılır? Senaryo Örnekleri

Hikaye Nedir? Hikaye Özellikleri

Roman Nedir? Nasıl Yazılır?

Yayınevleri Tarafından Reddedilen Yazarlar

Beat Kuşağı Nedir? Beat Kuşağı Yazarları

Edebiyat Nedir? Türk ve Dünya Edebiyatı

Divan Edebiyatı Nedir? Divan Edebiyatı Şairleri

Yazar: Baturalp İlkay Gülten

Odyometrist. Anı Hırsızı isimli öykü kitabının yazarı. YazarOlmak.com'da yazar ve yazar adaylarıyla beraber kendini geliştirmeye çalışan bir gönüllü.

Yazılar E-posta Adresinize Gelsin
Hiçbir Şeyi Kaçırmayın

Nasıl yazar olunur? Kitap yayımlatmak neden zor? Bir öykü kaleme alırken nelere dikkat edilmesi gerekir? Başarılı yazarların yazar adaylarına önerileri nelerdir? Gibi sorular soruyorsanız, cevapları e-posta kutunuza gelsin.

Abonelik için teşekkürler

Bir şeyler yanlış gitti.

Yorum Yazın

Yazılar E-posta Adresinize Gelsin
Hiçbir Şeyi Kaçırmayın

Öğrenme isteğiyle dolu olanların arasına katılın

Abonelik için teşekkürler

Bir şeyler yanlış gitti.