Bilekteki Halatlar

Kara gökyüzüne astığım endişelerimi bir bir toplayıp büyük bir geminin önüne dikilmiştim. Beni öyle kıpırtısız gören gemiciler halatları sakallarıma bağlamıştı; gök gibi kara çizmelerinle çatlak betonun üstünde süzüle süzüle gelmiştin: Kıl gibi ince bir yağmuru da yanında getirmiştin. Nice yürekte gizli yaralar açan gülüşünü kondurup yüzüne, öylece bakmıştın bana; içten içe titremiş ama bir an olsun salmamıştım korkumu dışarıya. Sonra, göğsüme saplanmasını hiç dert etmeyeceğim bir ok gibi uzanmıştı elin sakallarıma. Halatları söküp, sözsüz bir yeminle bağlamıştın; önce kendi eline, sonra benim. Duraksamıştık bir an için; sen neler düşünüyordun Allah bilir, oysa ben, yamalı bohçalarda gizlenen masum bir aşkı betimliyordum göz bebeklerinin içinde kendimi seyrederken.

Ayaklarımız bir düğüne doğru koşar adım ilerliyordu; kimindi, neredeydi, ne zamandı bilmediğimiz bir düğün. Adımlarımız birbiriyle uyumluydu, ikimiz de kara gökyüzüne armağan ettiğin serin yağmurların damlaları altında olmaktan mutluyduk. Benim çirkin yüzümde buğulu sevda cümlelerin beliriyordu; senin çizgiyi andıran gözlerinde ihtiraslı bir şiirim. Tarafımdan kovuşturulmuş ne denli dert varsa, ağır ağır görünür olmuştu uzaklarda. Görünür olmuştu olmasına ama bunlar dert değildi artık; ellerimde ateş pahası halatlarla, tüm dünyanın yükünü tek omzumda taşıyabilirdim. Bir sigarayı tersten yakacak kadar kör oldumsa, tüm dost fısıltılarını birer düşman haykırışı olarak algılayacak kadar ahmak olsam da, hiçbir kuvvet gözlerimin bir başka yöne kilitlenmesine mani olamazdı: Bir omzumda dünyanın yükü, diğerinde senin cennet parçası saçların vardı.

Bir dağı yalınayak arşınlar gibi yorgun ama mesuttuk; öyle kendimizden geçmiştik ki, şiirler sarhoş olmamız için birer bahaneydi artık. Hayali dağımızın zirvesinde durup bulut üstünden seyre dalardık geceyi; bir sokak lambası belirirdi aniden, beni bir madalyon gibi kaldırır, narin bir cam parçası gibi yaslar, az sonra ölecekmişim gibi öperdin. Bazı anlarda gerçekten de ölecekmişim gibi hissederdim. Damarlarımda gezinen kanı damarlarına akıtmak için bir fırsatım olsa, o an kansızlığını kendi ellerimle giderirdim. Üşümez, titremez, hastalanmaz, yorulmaz ve gitmezdin. Öyle masum değildi hiçbir şey ama sen bembeyazdın; tüm pisliği burun deliklerimden çekip seni tertemiz bırakmak için ciğerlerimi vermeye hazırdım.

Dar sokaklar senin için birer düşmandı, banklara ağlamaklı bakar, korkardın. Oysa ben yalnızlığımın en derin denizinde boğulmamak için şarapçılar arasında hikâyeler arar, onları bir kâğıda nakış gibi işler, bozar, işler, bozar ve işlerdim.

Sen zamanın ortasına saplanmış, omuzlarında güvercinler, ellerinde menekşeler ile etrafında dönen insanların, eşyaların hayalini kurduğunda, demir banklarda, kaldırım kenarlarında otururken yüzüne bakardım. Uyuşmuş, düşkün ve bencil bir kadın gördüğüm o anlarda, seni tutup durmak bilmeden atan kalbime saplama arzusuyla dolardım. Bir kör bıçaktın; kesmeyi, delmeyi bilmezdin; bakmayı bilsen de görmekten bir haber… Çünkü bir sen vardın senden öte, dediği dediğinden farklı, yediği yediğinden. Vakti gelmişti diplomaları yırtmanın ve kan bağını emip tükürdükten, şehri katlayıp cebimize tıkıştırdıktan sonra usulca uzaklaşmanın. Fakat her rüyanın uyanışı sancılı olur; sersemletir insanı, bir bardak su aşkıyla seğirir dudaklar. Oysa bizim yolumuzun üstünde bir kuyu, bir nehir, bir deniz ya da okyanus yoktu. Büsbütün cehennem kapılarında bulmuştuk kendimizi, beraber adımlamaktan korkmadığımız.

Yollar biter, dağlar aşılır, okyanuslar kurur ve o sıkı bağlanmış halatların birer kibrit ateşiyle büzüştüğünü, koktuğunu ve ayrıldığını görür insan. Yetmez, bileklerde kalıcı yanıklar bırakır; görür, dokunur ve hissedersin. Öyle derin yanıklar değildir bunlar, bilekte kalıcı izler yaratmaz ama yürekte acısı bin yıl sürecek bir ateşin öncüsü olurlar. Dereleri, nehirleri akıtsan kalbe, yine de dinmez yalancı cehennem ateşi. Yamalı battaniyelerle havasız bırakıp söndürmeye çalışmak başarısız sonuçlanır. Cesaret bir bozguncu gibi sokulur yanına insanın; o ateşin ilmek ilmek örüldüğünü, hayallerden oluşan bir demire tutunduğunu ve davetkâr şekilde baş büyüklüğünde bir daire oluşturduğunu görür, çivili yolları aşıp o daireye baş koymak için gitmeye hazırlanırsın. İki kuru dudak gibi birbirine yapışmış olan ölüm ve yaşam, o noktada derileri kaldırıp ayrılacaktır birbirinden.

Tüm nesneler ipe sapa gelmez cümleler kurmaya başlar; birden bire kendini içinde bulduğun ateş kuyusuna ateş almaz bir ip sarkıtılır: Kimdir ipi sarkıtan, bilemezsin. Elin ipi tutmaya gitmek istese de, ateş çemberine baş koyma arzusu kurşun gibi çöker içine. Tırnaklarınla kendini kazırsın ateşten duvarlara, bir isim bırakmak arzusuyla arkanda.

Her şey geçmişte kaldığında, öylece bakarken bulursun kendini; bir pencere önünde kımıldayıp duran, bu dünyada kendisine yer edinmeye çalışan renksiz bir çiçeğe. Sesler hep geriden gelir; sokakta oynayan çocuklar bağırdıkça gökte bir delik açılır, yutar her haykırışı. Tam o anda son bir kez haykırmak ve peygamber gibi kendinden büyük bir şeyleri ortadan ikiye ayırmak hevesi duyarsın içinde. O, bileklerimdeki halatları kibritle korkuttuğundan ve kaçırdığından beri, gerçekten bir peygamber yalnızlığı var üzerimde. Hiç kimse beni anlayacak kadar yakın olamaz bana ve hiç kimse benim kadar değerli değil artık. Parmak uçlarını göğsümdeki gemide gezdirdiğinden beri, beni, dünyada benden daha değerli hiçbir şey olmadığına ikna eden de O’ydu: Bu bencilliğim, kendimi beğenmişliğim, kaldırıp atmaya kıyamadığım bir madalyon gibi asılı kaldı boynumda. Bundadır, ne kuyular aştım aşmasına ama ateş kuyusunun tadı hala damağımda.

Baturalp İlkay Gülten

Yazar: Baturalp İlkay Gülten

Odyometrist. Anı Hırsızı isimli öykü kitabının yazarı. YazarOlmak.com'da yazar ve yazar adaylarıyla beraber kendini geliştirmeye çalışan bir gönüllü.

Yazılar E-posta Adresinize Gelsin
Hiçbir Şeyi Kaçırmayın

Nasıl yazar olunur? Kitap yayımlatmak neden zor? Bir öykü kaleme alırken nelere dikkat edilmesi gerekir? Başarılı yazarların yazar adaylarına önerileri nelerdir? Gibi sorular soruyorsanız, cevapları e-posta kutunuza gelsin.

Abonelik için teşekkürler

Bir şeyler yanlış gitti.

Yorum Yazın

Yazılar E-posta Adresinize Gelsin
Hiçbir Şeyi Kaçırmayın

Öğrenme isteğiyle dolu olanların arasına katılın

Abonelik için teşekkürler

Bir şeyler yanlış gitti.